Amerika'nın Oyunu | Bilimkurgu Öykü Yarışması Seçkisi



Amerika’nın Oyunu

Radyodaki bütün kanallar, dünya genelinde yeni çıkan salgın ile ilgili yayın yapıyordu. “…Bence bu salgın, dünyanın sonunun yaklaştığının bir göstergesi-” diyordu bir radyo sunucusu.

“Saçmalık.” Recep, kamyonuyla hiçliğin ortasındaki otobanda hızla ilerlerken sinirlenerek tekrar kanal değiştirdi ve hava almak için camı araladı. Temmuz sıcağı dayanılmazdı, cam aralığından içeri yoldan kalkan tozlar girince camı tekrar kapatıp klimayı açtı.

Bu seferki radyo kanalı ise dünya genelinde hızlı yayılan ve ölümcül olan salgın ile ilgili atılan komplo teorilerinden bahsediyordu. “….Amerikalıların bu işte bir parmağı olduğuna eminim-” diyordu radyo sunucusu. Recep hak verircesine başını sallayarak ve yüzü ciddileşerek, “Onların başımıza dert olacak herhangi bir işte parmağı olmasa şaşarım zaten! Elleri kopusacalar!” diye kükredi. Kamyonunu sürerken radyoyla tartışmayı severdi.

Otobanın her iki tarafında da sonu görülmez buğday ve mısır tarlaları uzanıyordu. Son yarım saattir gittiği yolda etrafta ne bir benzinlik ne bir dinlenme tesisi ne de yaşayan herhangi bir ruh görmüştü. Recep canı sıkılarak etrafına bakınırken, şaşkınlıkla biraz ileride kısacık saçlı bir kızın yalnız başına yol kenarında dikildiğini gördü.

Hemen kamyonu sağa çekti ve camı indirdi, “Bırakmamı ister misin?” diye sordu. Kızda tuhaf bir şeyler olduğunu daha camı indirmeden sezmişti ama bunun tam olarak ne olduğunu çözemiyordu. En fazla on altı yaşındaydı ve ince, uzun ve atletik bir vücudu vardı. Fazla dik duruyor diye düşündü Recep, neredeyse tehditkâr. Kahverengi gözlerinin bakışları da karşısındakini donduracak kadar soğuktu. Belki korkuyordur, hiçliğin ortasında bir kamyon önüme yanaşsa ben bile korkarım. diye düşündü, ama en başta burada ne işi vardı ki?

Kız, donuk bakışlarını kamyonun üzerinde gezindirdi. “Nereye gidiyorsunuz?” diye sordu en sonunda.

“Konya’ya.”

“Kalabalık mı orası?”

Recep kızın bu sorusuna şaşırarak, “Büyükşehirlerden biri.” dedi soruyu garipsediği anlaşılır bir ses tonuyla.

Kız cevap vermeden kamyonun kapısını açıp bindi. Recep önüne dönüp içinden tövbe estağfurullah deyip göz devirerek kamyonu sürmeye devam etti.

Uzun süre hiç konuşmadan yola devam ettiler. Kız cebinden küçük bir not defteri çıkarıp bir şeyler yazdı. Hızla tarlaların yanından geçip giderken, kamyondaki tek ses radyodan çıkıyordu. “Dünyanın çeşitli yerlerinde ellerinde birbirinin aynı, daha önce görülmemiş, tuhaf bir makineyle ortaya çıkan insanların fotoğrafları internette viral oldu…”

Recep sessizliği bozmak isteyerek boğazını temizledi ve “Adın ne senin kızım?” diye sordu. Kız düşünceli bir ifadeyle yolu izlemeye devam ederek, “Sal.” dedi.

“Sal mı?” diye sordu Recep şaşkınlıkla, “Yabancı mısınız?”

“Sayılır.”

Recep onun nereli olduğunu söylemesini bekledi ama Sal sessiz kaldı.

“Annen baban nerede? Telefonun yoksa benden arayabilirsin.” dedi Recep endişeli bir sesle.

“Gerek yok, nerede olduğumu biliyorlar.”

“Biliyorlar mı?” Kızın dediği her şey Recep’in kafasını daha da karıştırıyordu. Bir insan, kızının bir hiçliğin ortasında olduğunu bilip neden onu orada bırakırdı ki? Sonra bir anda bütün sorularına yanıt bulmuş gibi heyecanlanarak, “Tarla işçisi misin yoksa?” diye sordu.

Üzerindeki sarı tulumda tek bir toprak parçası veya kir bulunmayan Sal, sıkılmış gibi bir sesle evet dedi.

Sonraki on dakika boyunca tekrar sessizlik oldu. Kamyondaki tek ses olarak radyo konuşmaya devam etti.

“- Komplo teoricilerinin son iddiası dünyanın çeşitli yerlerinde ellerinde bu ne olduğu belirlenemeyen makinelerle görüntülenen insanların uzaydan geldikleri yönünde…”

Recep kendini tutamayıp bir kahkaha patlattı, “Bu kadar da saçmalanmaz ki canım. Belli işte, Amerikalılar bu insanların ellerine bu tuhaf makineleri tutuşturmuşlar. Ah, her şey onların başının altından çıkmaz mı zaten!”

Sal ona ilgiyle bakıyordu şimdi, “Ne yaptılar ki onlar size?” diye sordu.

Recep kaşlarını çattı, “Orta doğudaki benzinin, yağın peşindeler soysuzlar. Onları ele geçirmek için her şeyi yaparlar.” diye gürledi. Aklına diyecek başka bir şey gelmemesiyle sustu.

“Peki bu işin arkasında Amerikalıların olduğundan nasıl emin olabiliyorsunuz?”

Recep öfkeyle, “Eminim tabii, ekonomimizi bozmanın peşindeler!”

Sal sorusuna doğru dürüst bir cevap alamamasına rağmen yanındakinin sinirlendiğini görerek üstelemedi.

Radyodaki sunucu gizemli bir tavırla konuşmaya devam ediyordu, “Evet dinleyicilerimiz, fotoğraflardaki insanların görüldüğü yerlerde salgının ağırlaştığı belirtiliyor. Maskelerimizi takarak sosyal mesafeye dikkat edelim-”

Aniden merakla, “Siz neden diğer herkes gibi maske takmıyorsunuz?” diye sordu Sal.

Recep kendisine hakaret edilmişçesine, “Ne maskesi? Bana bir şey olmaz, bana bulaşacak virüs korksun!” dedi ve kendi esprisine tabir yerindeyse anırara anıra güldü. Gülmesi bitince ciddileşerek, “Maske işine girseydik iyi olurdu aslında, o işte çok para var şimdi.” dedi.

Göz ucuyla Sal’ın defterine tekrar bir şeyler çiziktirdiğini gördü, bu kızda tüylerini ürperten bir şey vardı. Nerden gelip nereye gittiği belli olmayan, ne idüğü belirsiz biriydi. Recep belli etmemeye çalışarak yan gözle hoşnutsuzlukla süzdü onu ve ayaklarının dibine daha önce fark etmediği tüp şeklinde küçük bir çanta koyduğunu fark etti.

“Yiyecek atıştırmalık bir şeyler var mı çantanda?” diye sordu, lanet olasıca tarlalar bitmek bilmiyordu ve etrafta hala bir benzinlik bile görememişti.

“Yok.” dedi Sal buz gibi bir sesle.

O sırada radyo, “Evet son derece enteresan sayın dinleyiciler, bütün dünyanın konuştuğu bu fotoğraflardan da görüldüğü üzere tuhaf çantalarından bir o kadar değişik bir makine çıkarıp-”

Recep radyo ‘tuhaf’ bir çantadan bahsedince huzursuzlanarak tekrar Sal’dan tarafa baktı.

“Ne var peki çantanda?” diye sordu.

Sal mümkünmüş gibi sırtını daha da dikleştirdi, “Önemli bir şey yok.”

“-Bu, yandan basık yukarı doğru tüp gibi uzanan çantaların içinde…”

Recep aniden frene basarak kamyonu olduğu yerde durdurdu. Sal harekete geçti, çantasını kapıp kamyondan hızla indi. Recep küfür savurarak onun peşinden kamyondan düşercesine indi.

“Onlar gönderdi seni değil mi? İsminden belliydi zaten Amerikan olduğun! Dur olduğun yerde!”

Recep Sal’ın üstüne atlayarak çantayı onun elinden almaya çalıştı. Çocuk yaşta ince bir kız olmasına rağmen şaşkınlıkla Sal’ın kendisinden güçlü olduğunu fark etti. Çenesine inen ağır yumrukla Recep yere serildi. Ellerini çaresizce uzatarak kızın ayak bileğinden tuttu ve çekerek onu da yere düşürdü. Çanta Sal’ın elinden uçtu ve içinden çıkan küçük, metalik bir şey yola savruldu. Recep kalkıp metalik makineyi almak için hareket ederken Sal ondan önce davrandı. Makinede bir düğmeye basmasıyla Recep yerine mıhlandığını ve felç olmuş gibi hareket edemediğini hissetti.

“Dünyayı ele geçiremeyeceksiniz, buna izin vermeyeceğiz. Seni aşağılık Ameri-”

Recep’in son sözleri öfke doluydu ama katilinin yüzünde sadece kayıtsız ve donuk bir ifade vardı. Sal, başka bir düğmeye basıp ucu kanlı bir iğnenin makinenin içine geri girmesini seyrettikten sonra, kamyonun şoför koltuğuna bindi ve numara çevirirmiş gibi makinenin üstünde birkaç tuşa bastı.

Birkaç saniye sonra, “Anne? Evet, Ben X SAL A-16. On ikinci imha işimi başarıyla tamamladım, yarım saat içinde ‘Konya’ denilen dünyalı yerleşim alanına varacağım. Evet, kalabalık bir popülasyonu olduğu konusunda bilgi aldım, büyükşehirlerden biriymiş.” dedi defterine yazdığı notlara bakarak. Sayfanın başına büyük harflerle İNSAN 12 diye başlık atmıştı ve altına maddeler halinde 1) ileri derecede paranoyak, 2) tanımadığı kişilere fazla meraklı, 3) çabuk sinirleniyor, 4) sorulara ezberlenmiş yanıtlar veriyor yazmıştı.

Bir süre düşünceli bir şekilde uçsuz bucaksız tarlalara baktıktan sonra, “Evet ilginç bir gezegen, araştırmaya değer. Bizden çok ‘Amerikalılar’ denen bir türden korkuyorlar, evet evet, şüpheleri olmasına rağmen gülerek bizi kale bile almıyorlar!” Annesi uzunca bir şeyler dedikten sonra Sal endişeyle elinde tuttuğu makineye baktı, “Anne, son üç günde insan türünü gözlemleyerek kabaca bir liste tuttum. Belki de Pandemix 1376’nın içine yaymak için başka bir virüs koymalıydık, ilk gözlemlerime göre dünyalılardan psikolojik problemlere neden olan bir salgınla kurtulamayız. Hepsi zaten halihazırda deli!”

Derya İçyüz


Benzer İçerikler: