Gilman ve Kadınlar Ülkesi | Kitap İnceleme | Blog



Gilman ve Kadınlar Ülkesi

“Onlara göre ülke bir birlikti, onların birliği. Kendileri de bir birlikti, bilinçli bir gruptular ve her şeye toplum açısından bakıyorlardı. Bu nedenle zaman algıları tek bir bireyin umutları ve amaçlarıyla sınırlı değildi.” Kadınlar Ülkesi/ C.P. Gilman

Carholette Perkins Gilman’ın kaleme aldığı ve 1979 yılında kitaplaştırılan Kadınlar Ülkesi; içerisinde pek çok farklı duygu barındıran, okumayı bitirdiğinizde dahi üzerine günlerce düşünebileceğiniz bir eser. Kitap, ütopik olaylarıyla insanları etkiliyorken başka bir dünyanın da var olabileceği ihtimalini sorgulatıyor. Feminist yazar Gilman, bu eserinde ataerkil yaşam tarzını tam tersine çevirerek ve “kadın üstünlüğü” konusu üzerinde durarak erkeklerin olmadığı bir ütopyada yaşayan kadınların kurduğu “kusursuz” hayatı vurgulamış.

Yaşadığımız toplumda sürekli olarak “kadınların erkeklere muhtaç olduğu” fikriyle hareket edildiği ve bu fikre çok alıştığımız için “erkeksiz yaşam” düşüncesi fazlasıyla ütopik geliyordur hepimize. Ama kitapta her ne kadar biyolojik anlamda mümkün olmayan bir erkek yoksunluğundan bahsedilse de asıl verilmek istenen mesaj kadınların da -en az erkekler kadar- tek başlarına başarılı bir yaşam sürebilecekleri ve ayaklarının üstünde durabilecekleridir. Bunu da her fırsatta birbirinden farklı cümlelerle dile getirmiş yazar. Bizlere doğduğumuz anda biçilmiş olan toplumsal rollerin olmadığı bir dünya hayal edilmiş, bunu yaparken de günümüzde erkeklere sunulan ayrıcalığın aynısı kadınlara tanınmış. Bir açıdan, “Bakın bu dünya kadınlara emanet edilseydi, çok daha eşitlikçi bir hayatımız olurdu.” fikri sunulmuş okuyucuya. Kitap öyle bir üslupla yazılmış ki, okuyucu üzerinde baskı yaratmak şöyle dursun; işlenen tüm konuların ucu açık bırakılmış. Yüksek ihtimalle, Gilman’ın bu kitabı yazarken hedeflediği de tam olarak buydu; insanların hayatlarına farklı yönlerden dokunarak her insan için farklı anlam yaratabilecek bir kitap yazmak…

Gilman, eserinde karşılaştırmalara da yer vererek gerçek dünyayla kendi yarattığı ütopik dünyanın birbirlerine ne denli aykırı durduğunu; fakat iki dünya birbirleriyle sentezlenirse ortaya her insanın hak ettiği ve çok daha yaşanabilir bir dünya çıkacağını göstermeyi amaçlamış. Günlük yaşantısında da kadın hakları için savaşan; toplumdaki cinsiyet eşitsizliklerini ön plana çıkarmayı hedefleyen Gilman, eserlerini de hep bu doğrultuda yazmış. Biz onu “Sarı Duvar Kâğıdı” eseriyle tanırken, yukarıda detaylarıyla bahsetmiş olduğum eser yazıldıktan ancak 65 yıl sonra kitap haline getirilmiş. Kısacası, Gilman’ın eserlerinin “sunulabilir” görülmesi yıllar sürmüş. Aynı şekilde, yazarın yıllar içerisinde cinsiyet eşitsizliği nedeniyle verdiği savaşlar eserlerine de konu olmuş. Bu nedenle, eserlerinde hayatından esintilere rastlamak da fazlasıyla mümkün. Kendisini yazmaya adayan, üretkenliğini canından daha önemli sayan bu feminist kadının hikayesi çoğu insan için yol gösterici nitelikte; onun düşüncelerini farklı hikayeler üzerinden okumak, hep ötelenen fikirlerin tozlu raflardan alınıp göz önüne getirilmesiyle eşdeğer.

Aylin Güçlü


Benzer İçerikler: